Erdm*

Hayata biraz tersten biraz canice ama fantastik eğlenceli bakmak (!)


Yeni fikir :D

Yeni fikir :D

Bulutlu beynimin kıvrımlarından notlar #1

* zeki erkeklerin genelde minyon kızları çekici bulması ve güzel kızları salak bulması sorunsalı ki ekşi sözlükte gördüğüm bir sorunsaldır, daha çok zeki erkeğin güzel bir kızın neler yapabileceğinden habersiz olması ve beynindeki formüllerin arasında öyle birini nasıl elde edeceği gibi bir topic olmamasından kaynaklanır.Bu formülün yokluğu bir çeşit kedi ulaşamadığı ciğere pis der mantığıyla kendini koruma mekanizması oluşturmuştur.

*Hayatım bir yalanmış lan herkes bana yalan söylemiş bugün farkettim, ilkokuldayken veli toplantılarında çalışmıyor da zeki derlerdi şey çalışmıyorum da kurtarma olmamış yani sizin oğlan hem mal hemde çalışmıyor zor geçer ikiyi deselermiş iyiyimiş (mi ?) hadi bunu bir noktaya kadar kaldırır da insan bide yakışıklı değil sempatik gibi bişey var ki sadece kötü diyorum.

*Çaycı muhabbetleri gibisi yok.

*How i met your mother da sonuna doğru bok atılan dizilerden oldu demek istiyorum da adamlar 7. ve 8. sezona birden onay aldılar sona çok uzağız bi lost çok bozdu oha yani önünü alamadık vakası daha yaşamasak iyiydi.Gerçekçi olmalıyım robinden sonra anne kim diye pek bir merak içerisindeyim.

*şu sıralar olağanüstü sıkılıyorum ki saçma saçma sitelerde forumlarda hesap açıyorum e-mailim yine yüzlerce anlamsız posta ile doldu aslında ilk açtığımda bu hesabı kaçtığım şeyde tamda bu yüzlerce anlamsız postaydı aradılar buldular peşimi.Hatta aynı e-mailler bile olabilirler korkuyorum klavyemin başında.

*Eğer beni merak edip buraya baktıysanız ki bu durumda çok da zeki değilsiniz sanırım  hayatımı özetleyeyim; hala alkoliğim, hala platoniğim, hala malım, ve hala kafam yüksek.

*Abi benim jenarasyonumdan olup da birgün chucktaki sarah gibi bir kız bulacağına inanan nerdlere şimdiden söyleyeyim yemezler abi.

*Ne zamandır bişey yazmamıştım lan zormuş yeminle.

*Florence+The machine Adamsınız yani florence* hanimefendi hariç oda dünya ahret bro’mdur yada öyle bir saçmalama işte.

*Madem müziğe girdim, abi ismi the heads and hearths yada diğer kombinasyonu olan grubun rivers and roads diye bir şarkısı var geçen sene olaydı dinler dinler göbeğimden utanmadan ağlardım lan.

*”Man should be brave”

*

*Her yeni doğan çocuğu gördüğümde bunlar da beş altı sene sonra buzdolabının kapası kapandığında ışık açık kalacak mı diye kendince deney yapacak diyorum.

*Her 2. 3. sınıftaki çocuğu görünce bunlarda arkadaşlarının yanında ilişkinin dominant adamını oynayıp son sözü söylemekten kasıtları olur aşkım olan insanlar olacak diyorum.

*Ana dilim bana ancak çince kadar yakın

Reblogged from gorg

(Source: gorg)

Reblogged from cabbagerose

(Source: cabbagerose)

Ölmeden önce yapılıcak şeyler listesi hazırlıyorum, işim yok, o kadar asosyalim bu aralar. 

  • Yılbaşını Brugge’da geçirmek mesela. Dünyanın en şeker şehrinde dünyanın en şeker yılbaşı olur, şekerlikten ölürüz. Şaka bir yana oraya çok kar yağarmış, devasa çam ağaçları kurarlarmış. Atkı, şapka, kahve, soğuk, kar ve yılbaşı süsleriyle allam tam ölmelik.
  • Santa Barbara’da patene binmek olabilir bi de. Orda benim gibi paten kayma özürlü tonla insan varmış, düşüp kalkmak sorun olmaz yani. Bizim Caddebostan sahilindeki gibi mal mal bakmazlar. Esermiş o plaj bi de. Terden gebermeyiz mesela.
  • Yeni Zelanda’da ata binmek var. Orası gitmek için vize alması en zor yerlerden biriymiş, suç oranı vs her şey yerlerde. Yemyeşilmiş, alabildiğine uzun yeşil alanlarda kafana göre ata binebilirmişsin. Huzurlu bir kere, hayali bile güzel.
  • Kuzey ışıklarını izlemek en çok istediğim şeylerin başlarında. Norveç’de Tromso diye bir yer varmış. 2014 ekimde son 100 yılın en güzel kuzey ışıkları oradan izlenicekmiş. Onları görmeden ölmeyeceğim zaten, kafaya koydum. Düşünsene ekimde, Norveç, kar, mavimsi morumsu ışıklar. Daha ne?
  • Tek başıma Paris’i gezmek gibi bir hayalim de var. Hiçbir tura, hiçbir insana bağlı olmadan saatlerce Louvre piramidinin önünde oturmak veya Monmartre tepesinde gezinmek, ne kadar kötü olsa da şehirden biriymiş gibi metroya binmek, Eyfel’in çimlerinde kitap okumak vesaire.
  • İtalya’da Portofino diye bir yer var. Orası da listemde, sahile arabayla inişin yasak olduğu bir yer orası, sahil kenti, küçük, sevimli bi şeymiş okuduklarıma göre. 

bugünümüzü düşünmeye o kadar vakit ayırıyoruz ki

artık çocukluğumuzdaki gibi geleceğimizi düşünmeye vakit kalmıyor

ben geleceği düşünmeyi seviyorum

çünkü iki çeşit insan vardır

mutlu olanlar

ve mutluluğun hayalini kuranlar

ben daha çok ikincisiyim

kendi geleceğimi yaratma şansını istiyorum kendi mutluluğumu

bilgisayarlar üzerinde çalışmak bana bu hakkı tanıdığı için bunu istiyorum

kendi oyunumu ve kendi kurallarımı istiyorum

Hayatta çok basit zevklerim vardır benim.Bazen yağmur yağar, sende halen azıcık toprak olan bir parkın yanındasındır ya.Toprak kokusu yükselir.Büüyükçe bir ağacın altına sığınır, ufak ufak yağan yağmuru izlersin.Ve düşüncelere dalarsın.

Seni düşünüyorum sevgilim.Sen, sen diye bahsetiğim kişinin sen olduğunu bilmeden,sevgilim bile değilken.Gökyüzüne bakarsın sevgilim.Sevdiğinden belki yüzlerce kilometre uzakta,onun yüzü sanki göz kapağına kazınmışçasına ,sanki yanındaymışçasına.

Kimselere anlatmazsın,anlatamazsın aşkım. Çünkü sadece küçük acılar konuşur büyükleriyse susarlar sevgilim.

Yağmurları severim.Çünkü eğer yağmurda sesizce, suçluğa gömülmüş bir şekilde ağlarsan kimseler görmez, göremez.Konuşmak anlatmak için can attığın büyük acın, kursağında sıkışmışken , gözlerinden usulca düşen damlaları kimse göremez çünkü yağmurda.Kimse ne oldu diye soramaz çünkü.

Bir çocuğun ağlaması gibi hüngür hüngür kendini parçalayarak ağlayamazsın sevgilim.Ağlamaya bile gücün yetmez üstelik olanlar külahından düşürdüğün bir dondurma değildir aşkım.

Akşam olunca yatağa yatıp unutamazsın sevgilim.

Bazen ne kadar da benciliz derim.Sevdikçe bile kendimizi korumak için inkar eder belkide kendimize bile yalan söyleyip kapalı kasalara atarız hislerimizi,varlıklarını bile unuturuz hatta.

Ama bugün birşey öğrendim aşkım.Gerçekler hiçbir zaman yeterince iyi olmasa bile böyle anlarda saklanamazlar, unutulamazlar.

Gerçekler bütün gün düşündüğün kendini parçaladağın ağladığın uğruna çılgınlıklıklar yaptıkların değil sesiz kapılar ardında, tıpkı şemsiyenin ucuna taktığın bir yağmur bulutu gibi kafanın hemen üstünde olanlarmış.Sesizce uzaktan uzağa ağlayanlarmış.

Vazgeçip savaşmaya direnmeye bile gücü olmayan ama bazende seni yıkanlarmış aşkım.

Her yağmurdan sonra gökkuşağı çıkar aşkım.Tıpkı hintlilerin dediği gibi “En uzun sıçramayı yapmak için, önce iki adım geri gitmek gerekir” Bizim yağmurlarımızın bir sonu olacak mı aşkım?

Yolculuğumuzun sonunda gökkuşağını görecekmiyiz birlikte sevgilim?

                                                                                                                                             17  Nisan  2011

Reblogged from futursuz
[Flash 9 is required to listen to audio.]

merakettimde:

Bazı şarkılar vardır dinlemeye kıyamazsınız, çok dinlemezsiniz ‘sıkılırım’ korkusu ile, birine ithaf etmeye içiniz el vermez, hiçbir anı yeteri kadar ‘tam’ gelmez şarkıya.

İşte o tip şarkılardan biri. 

(Source: futursuz)